Pazar, Nisan 26, 2009

ispanyol gribi

çıplak ten, çarpık yüzler.
sancılı bakışlarla dolmuş ruh gözlere kadar.
güzel bir hikaye anlatıyordum kapılara, duvarlara. oysa nerden bilebilirdim, hapis zannederken doğuştan özgür olduğumuzu.
sustum. yanaklarım çökmeden, 1900'lerde ölmeden evvel.
artık tamamlanmamış çıplaklığımız her vücutta aynı ellerle biter, ressamın elleriyle.





memnun oldum egon schiele

Çarşamba, Nisan 22, 2009

Bir sistem, ondalık. Rakamlarla bir çok şeyi daha ben yokken tanımlamış insanlık. Virajı alırkenki hızını, pastaya konan un miktarını ve zamanı... Bazen geçmek bilmeyen anların hepsini tanımlayıp, birimlere döküp üstüne herkese belirli yaşlar vermiş. 18,30,45,50...
Bu dönemlerde neler hissetmen gerektiği belit, sana yapıştırılan, algıladığının varsayıldığı duygu ve deneyimler çoktan belirli. Buna göre araştırmalar yapılmış, 7 yaşındakilere öğretilmiş okuma-yazma. Ruhlar prototipleştirilmiş, algı öngörülmüş. Zaman ve onun getirdiği yaş. Oysa tamamen kişisel olmasına rağmen fazlasıyla evrenselleştirilmişler. Varmak'tan ziyade yola çıkmanın güzelliğini unutmuş tabanlarımız...
Yarattığımız zaman kavramı olmasa baştan başlayabilme imkanları belki daha olağan durabilirdi. Kendimi akışa bırakabilmeyi öğrenmem belki gerekli olan. Hem deniz ırmağa hayır der mi hiç?

Pazar, Nisan 19, 2009

endişeleniyorum.
sıkı bir şekilde sürdürülen ötekileştirilme çabaları, elimizde ne var: prototipler, ön yargılar...
kurduğumuz cümlelerdeki sözcükler ve aslında bilmediğimiz esas anlamları. küçük bir piyon ve ona dayatılan o eleştirel sözcükler, kocaman bir tiyatro salonu. farkındalık bir noktada beyaz deli gömleklerine giden yoldur.
endişeleniyorum, kutlayalım. nihayet endişelenmeye başladım.

Çarşamba, Nisan 15, 2009

- çok kötü hissediyorum kendimi, çok kötü...
- geçer joe. şey gibi düşün
kitap okurken
karakter bokun içine battığında
20-30 sayfa sonra
olaylar değişiyor

keşke uyku izni olsaydı bugünlerde, uyusam uyansam ve dediğin gibi 20-30 sayfa geçseydi hayatımdan.
o zaman sadece içimden söyleyebilirim ben "her şey düzelecek, her şey düzelecek..."
ama huzur bugünlerden ne kadar da uzakta.
romanın içinde karakter değil de slyvia ya da tezer olma ihtimalinden çekiniyor insan. arka bahçem vardı eskiden, yastığımın yanında benle uyuyan bir kitabım, temiz bardaklar, aydınlık hayallerim. şimdi elimdeki tek avuntum bana içten gözlerle "geçer bugünler" diyen sayılı dost.
geçemiyorum çimleri,demir kapıları, kitaplardaki kelimeler bile hikayeyi anlatmıyor artık. hani her yer aydınlanırdı açınca gönlünü.
ne kadar da güzel dibe vurdum. üşüyorum, nisanın ortasında ellerim yüzümü kapıyor, titriyorum.

Cuma, Nisan 03, 2009

bu bir delilik



mart geçti içimizden. sabahın 4ü ve odada çalan müzik beni öldürüyor. hadi anlat, dedin. belki bininci kere, yine aynı sabırla. boşver dedim, "şarkıyı dinleyelim, mart demin bitti."
güneşi gördük ya, yalınayak basalım yerlere istiyorum. ama öyle bir yer değil yaşadığımız şehrin sokakları. olmayan renkli binalar arasında kaybolamam. kadınlar dans edemiyor bu sokaklarda.
bu bir delilik. paçamızı kurtaramıyoruz kendimizden. bugün sadece sizi dinlemek istiyorum, belki artık sadece dinlemek istiyorum.

Pazar, Mart 29, 2009


teşekkür ederim dostum...

Pazar, Mart 08, 2009

kötü hissettiğinde kapa gözlerini
burda kalmak zorunda değilsin.
sadece kapa gözlerini
burgaz'a var, küçük bir bahçeye.
mavi bir şezlonga uzan,
hem belki güneş bile açar.
sana sırtını dönenler buhar olur,
benim kırıklarım iyileşir, kim bilir belki ateşim düşer.
sadece
seni kırmasınlar, beni kırmasınlar
bu yüzden kapa gözlerini
burgaz'a var, küçük bir bahçeye.
dedem "mart ayı dert ayı" der.
kapa gözlerini...
elimizde olan tek şey bu;
tutunabileceğimiz tek şey birbirimiziz

Cumartesi, Mart 07, 2009

seçenek c)


Loreto Bay

Cuma, Mart 06, 2009

yağmur yağsın çok istemiştim bu sabah. yürüyeyim ıslak yol taşları üstünde.
uyandığımda her adımımda su sesi de vardı. denize inmek istedim. havalar vuruyordu belki bizi joe. görüşemesek de hissediyordum derdini. yüzyıllık yalnızlık dersin sen, nefes al derim dostum. güzel bir nefes al.
öğle olduğunda tatlı bir tarçın kokusuyla yanları yosunlu yokuşlardan indim denize doğru. ıssızdı ama yalnız değildik, iyice bakıldığında onlar da saklanıyorlardı ağaçların ardına. belki sigara dumanından belki montundan yakalıyorduk. kimse kimsenin huzurunu bozmak istemiyordu, hemen çevriliyordu başlar.
kıyıya vardığımda eski bir satılık balıkçı teknesi kulağıma "gitme"'lerin odama on beş dakika mesafede olabileceğini fısıldadı. ama gel gör ki ahşap teknelerin bakımı zor olurmuş, fırtına zamanında karaya çektiğinde karinadan sana tutunan midyeleri,yosunları ayıklamak gerekirmiş. ve boyadan önce de güzel bir zımpara. balıkçı çizmelerim, bir de berem olsaydı onun da adı Esma olabilirdi. sanki teknede o isim olursa dalgalar bile saygıyla yol verirdi bana, balıklar gönüllü atlardı turuncu ağlara.

bugünlerde canınız pek sıkkın dostum, sabah menemen yapar akşam da lüferin yanına rakı açarsam olayların toz ve toz oluşunu izleriz belki. sonra siz evinize bense kuytu bir koya doğru yol alırım.
karayı terk etmek, evi terk etmek... keşke bunlar sadece bir bere, bir çift de çizmeye baksa, o zaman yüzyıllık yalnızlığı balıklara anlatabilirdik.

Cumartesi, Şubat 28, 2009

atlar koşar, bir toz bulutu kalkar, nal sesleri yankılanır, biz yokken duvarlara çarpar. maskeli bir at kazanır yarışı. ismi ateşin kızı, ocak ayı ateşin kızı. sanki perihan abla'nın sokağı burası. bu kez eski bir balerinin duvarındaki takvimden toprağın kokusu, nal sesleri, toz bulutu. kirpiklerimden geçip gözlerimin içine dolan toz bulutu. sanki hiçbirşey olmamış gibi sakince duran elleri, hissetmeyen sol yanağı. "sanki benim atımmış gibi seviyorum" der kutu kutu günlere bakarken. ona geçmeyen günleri, ben tutamıyorum.

uyuyamıyorum, yine karanlık. ayak sesi yok, öylece duruyorum, belki burada durmayan kovuluyor. yol ayrımlarında öğrenmek gerekiyor karanlığı, yol çizgilerini ezberlemeden gitmeyi. belki yakında, belki uzakta.
yapılacak yemeklerin kokusu geliyor mu burnuna?
korksam da, sözlerimin yalnız benim kulaklarımda yankılanma ihtimali elimi kolumu bağlıyor. ayfer 'ateşin kızı' 'nı dinliyor geceleri, bense içimin damla damla karanlığı delmesini.
normalleşmemeli bu karanlık, göz alışmadan kaybolmalıyım. yoksa yol çizgileri, zamanla yüz çizgileri olur, gitmediğimiz doğru yolları vücudumuzda taşırız bir ömür.

Perşembe, Şubat 26, 2009

seçenek b)


La paz

Cumartesi, Şubat 21, 2009

başını yasladın göğsüme, şubat ayıydı soğuktu masaldaki ülke. üstün kalındı belki, belki de tek derdin üşümekti. kocaman bir nehir, önüne biriktirdiği ıslak taşlarıyla yol verdi sana. yürüdün yavaş yavaş tepeye çıkana kadar. güzeldi dünya aslında. deniz kokusu, martı sesi, rakı tadı özleyene kadar seyrettik yan yana, altımızda toprak, önümüze serilmiş bir huzur. derinleşti nefesin, "deniz mavi mi yeşil mi" dedim, cevap vermedin. gözden kaçırmıştım, hızlı bir ulaşım aracıyla çoktan o tepedeydin sen, düşlerimi anlatmama ihtiyacın yoktu, artık burda kapalı orda açıktı gözlerin. hayallerini düşündüm, istiklal'deki yaşlı teyzeni... ben uyumaya kıyamadım kum tanelerini avuclarımda tutmak için. geceyi izledim, kum taneleri tükenince de gidişini.
yemyeşil bir deniz vardı vapurun altında, hayallerimdeki çimenlerin yeşilindendi. karanlık bir istanbul silüetine doğru yüzüyorduk üstümüzde garip bir ışıkla.
sense saçını, kokunu hediye etmiştin. açtım gönlümü, şimdi belki her yer aydınlanır...

Cuma, Şubat 20, 2009

seçenek a)

Perşembe, Şubat 19, 2009

söz, birazdan dönerim

Kaya,kaya,kaya... Bu yükseklikte bulabileceğiniz grinin tonlarında bir yığın kaya. Başka bir şey değil.

Biz buraya ait değiliz. Kovulmayı beklemeden eşyalarımızı toplamalıyız. Şu rutinde kafayı bulsak bile gerçekliğimizden uyurken paçayı kurtaramayız.
Öfkelendirir bizi kulaklarımıza vuran hayali dalga sesleri, gözlerimizden geçip giden soğuk, insanlara çarpar. Biz ayaklarımızdaki ağırlıklardan kurtulamayız. Oysa durmadan kaçış planları yapar ayakkabı bağlarım bile. Hiç sıkı bağlamam. Günde kaç kere çözülür senin düğümlerin hiç saydın mı? Susma lütfen, bir şey söyle çünkü çok yoruldum ben.Belki yalın ayak yürümek o kadar da kolay değildir. 41
° 29° koordinatlarında bile her yerden deniz gözükmez. Göz görse, ayaklar hissetmez...

Bugün, yolda gittikçe anlıyorum Rilke’nin kitabını. Simgeler, imgeler uçuşurken göklerde tamamen kayboldum sanıyorum. Her şeyden ötede bir cümle var ki gitmiyor sayfalar sonra bile aklımdan : “ içindeysen burda değilsindir, burdaysan içinde değil”

Cuma, Şubat 13, 2009

science of sleep

bugün kare kare çevresinde döndüm kadıköy balıkçılarının, üçüncü dönüşte diğer karelere geçip manavları seyrettim. vapurda oturmadım korkuluklara dayanıp sizi seyrettim.
yarın hava bulutlu olursa affedin beni. çünkü ben yastık kılıfımın içini gökyüzüne boşalttım demin ,sonra da chet baker'ın sesiyle doldurdum huzur için.
affedin, her şey mutlu sonlu rüyalar için.

Cumartesi, Şubat 07, 2009

yol kayıtları #2


8 Ocak


Güneşten kaçıyorum,
yaşadığım yerden, gördüğüm yüzlerden.
Bu rüyayı yırtıp bir başkasına geçiyorum. Deniz görmemiş sokaklar, yosun tutamayan kaldırımlar etrafımda. Yeşil bir tepeye seriliyorum; acım, kederim alt komşuda. Tahta mandallar tutmaz oluyor bedenimi, sessizce süzülüyorum çamaşır iplerinden yamaca doğru. Ne yazık gittiğim yön renklerden kaçmakta ama karanlıkta daha güzeldir otogarlar.
Pekâlâ, rengi ben yaratırım.

Ve keşke sadece rengi olsa...

yol kayıtları #1

3 Ocak
02:35

Yine yol çizgileri.. Bahsedildiği gibi değil aslında işler. Kavuşturup ayırdıkları kaotik bir düzlem. Oysa ben nefesimi kocaman bir bulut gibi gördüm akıp giderken.
Sıkıca toplayıp cebime attım. Yaşadığıma inanmadığım anlarda ona bakmak iyi bir kanıt olabilirdi. Tüm ulaşım araçlarının seslerini duymak, koltuklarında oturmak isteyen bir kadını oynuyordum belki bu sahnede. Ya da ani sıcaklık değişimleriydi görmek istediğim. Şehirler geçiyordum işte bir kar topu için. Molada yüzüme düşen sabah nemi, yaktığım sigaramdan çektiğim bir nefes... Evet, o da diğer cebimde dursun o zaman.

Çarşamba, Şubat 04, 2009

deuss ex machina

kocaman bir bulutla kaplı küvette uyandım sanki bu sabah. görme eylemine muvaffak olmam için fazla pusluydu etrafım. Bir sürü karga çekiştirirken tenimi öyle bir yoldaydık ki, artık perde açılamazdı.
Yunan mitolojilerinde olaylar çözülemeyecek kadar karmaşıklaştığında aniden ortaya çıkıp tüm sorunları çözen, kurtarılması gerekeni kurtaran "makineden tanrı" ya da bir melektir Latince 'deuss ex machina'. Elden başka şey gelmez çünkü, sağlam bir düğüm attığınızda küçükseniz annenize koşabilirsiniz oysa bunun için çok geçse sessizce deuss ex machina'ya ağıt okuyabilirsiniz.
Evrendeki enerjinin süreksizliği sizin kayboloşunuzun sürekliliğine paralel gider. Olasılıklar üzerine kurulu bir düzen der kuantum fiziği. Bu uğurda kediler bile ölür zamanında. Sizse cebinizde 20'likten bir zar taşırsınız. Bu kaçıklar haklıysa, bu düzlemi yenmek için siz de zar atmalısınız.

Camı açıyorum, sinekliği yana itiyorum. Hem bu mevsimde sinek olmaz zaten. Rüzgar hızla içeri doluyor, o doldukça ben dışarı çıkıyorum. Güneş tam karşımda bu sefer sarıdan çok beyaz yapmış çevresini. Şubat ayında gökyüzü arkamda mavi sadece. Ağaç,dallar, bisikletler, toprak ılık, kuş sürüleri derken rüzgar sıkıldım diyor. Kafa tutamıyorum, geri dönüp uzanıyorum eski halının üstüne, yüzü koyun, uçmanın tadı damağımda kalmış gibi...

Salı, Şubat 03, 2009

inanç

su değsin vücuduna, mistik şiirler, belki etrafta bu defa farklı rüzgarlar vardır.
sen yürürsün, hepimiz yürürüz. sokaklarda, koridorlarda, düş gücüyle yağdırılan yağmurlarda...
kaldırımlarda ayak seslerini duyarsın, ismim gelmez kulaklarına. gel bul beni. uyku çöktüğünde bedenime kahküllerim gözlerime batar ve karanlığa gömülürüm avuçlarımın arasında.
dinlemezler, sormazlar. sen sorarsın, nedenleri, kesikleri. rüyalarımda sana doğru kayboluşlarım, uykusuzluklarım. ve komidinin üstündeki su dalgalanır ben kıstıkça gözlerimi.
o su değer vücuduna, güzel hikayeler fısıldanır kulaklarıma, belki bu defa farklı rüzgarlar eser, ben de bir şezlongta üstümde bir kitapla uyuyakalırım. masallar güzel biter der bir dostum. bazen bilemezsin. bilemezsin belki tüm kapılar aynı yere çıkıyor diye açmıyorum ben.