Cuma, Haziran 26, 2009

alice!

büyük mantarlar,aynalar,siyah-beyaz karolarla kaplı koridorlardan hep birbirine açılan kapılar, 'biz her yarın balığa gideriz'... alice harikalar diyarının çocuklara okutulurken aslında içinde bulunan matematik teorileri, pedofili,felsefik göndermeler, politik laf sokmalar, Freudyen bakış ve uyuşturucu kafası...
viktorya döneminde oldukça sık kullanılan eroin hammaddesi opium'un halüsinatif etkisi dışında, bu maddenin sebep olduğu çocuk ölümleri de kitapta kraliçenin bebeğinin bir anda domuza dönüşmesi olarak aktarım yapılmış. tabii garip diyalogları da unutmadan.

ama tabii unutmamam gereken bir nokta var ki, şu ölü kelimeler bazen bizim ima ettiklerimizden çok daha fazlasını taşıyor olabilirler. sanırım tüm kuruntu ve hayallerimizi aydınlanmamız olarak görmek de ayrı bir salaklık.

Perşembe, Haziran 25, 2009

kimse kimseyi değil, sadece kendini adam edebilir. bense bu yolda adam olacak mıyım diye düşünürken içimdeki boşluklardan korkuyorum. kabul etmem gereken büyük karadelikler, yakından bakmaya cesaret ettiğinde sarhoşluk hissi yaratıp, beni sonsuzluğa çeken. kimi zaman tüyler ürpertici itiraflarımdan korkuyorum, dudaklarım kapalıyken söylediklerimin tenime çarpa çarpa içimde yankılanmasından. bazen durduruyorum hayatı ve en kalınından 50cl'lik bira bardağını verevlemesine suratınıza çarptığımı hayal ediyorum. size olan nefretimden değil, asla.
kendimi anlamaya çabalıyorum, nefesimi tutup dalıyorum. karanlık mağaralar, açık renkli balıklar, kendi kendimi pisleten durumlar, saf sular... içimdeki kalabalık dağılırken temel taşların varlığını kabulleniyorum. kımıldatamadığım beni ne arındırmaya çalışıyorum artık, ne de kopartmaya. kendi doğama uymak, yaşamak gerekiyorsa sonsuzluk ve bir gün boyunca değişimin varlığını hissederken, bir halden başka hallere çıkarken bile kımıldatamadığım cümlelerin yankıları kulaklarımda.

Cuma, Haziran 12, 2009

otur ve dinle kendini. bahçeye dönüş bu.
sessizliğe, rüzgara,
uykunun huzuruna, kahvaltı kokusuna.
gün geçer söz biter ya
geriye kalan sessizliğinden sıkılmayan dostlar olur.
müziğe karışınca çıplak ayak sesleri
uçamayan kiwi kuşları oluruz.
serinlik bileklerimizde,
kiraz ağacında yetişemediğimiz yükseklikte

yeni zelandalı uçamayan kiwi kuşu


Kiwi Mad World Version -

Cumartesi, Haziran 06, 2009



"büyük bir toz bulutu gelirken denizden, kıpırdayamıyorum. sanki en ufak bir harekette boğulucam.
açtıysam içimi karışılıksız, sadece anlaşılma ihtimalinin hafifliği içindi.
ve evet siz gerçekten anladınız. ama duyduğum anda fark edemediğim o cümlelerinizin, aslında tek başıma kaldığımda kalbime saplanan birer bıçak olduğunu gördüm (sanki kendi bıçaklarım yetmezmişcesine) . tek nedeni 'şahane evreniniz'se, bu bıçakları niye bana saplıyorsunuz diye artık sormıcam bile. çünkü siz zaten söylediniz, başkasını seviyorsunuz ve ben artık sizin için tozum. o buluta karışmaktansa suya atlıyorum"