Çarşamba, Temmuz 29, 2009

disillusion

bütün sahip olduğun fikirler saçma ve gülünçse;

bir çocuğun oyuncak atı kadar hobi. 'tabi, doğrudur' kadar alaycı. belki de bütünüyle anlamdan uzak. işte bu hayalden uyanma anlarındaki sarhoşluk. akşamdan değil yarından kalma bir baş ağrısı. ayaklarının üstünde yürüyen başka birinin varlığını keşfi. bilinmezlik içinde oyalanan ruhuna(tabi varsa) yabancı bir yaratık.

"Kendimizi görmezden gelmek, iyi görmek için gereklidir"

Salı, Temmuz 28, 2009

calm down SS SOLDIER!

sakin ol/ sahnenin altında saklı gerçek mahzen
ikimiz de biliyoruz
sana göre bu bir oyundu/
çığlıkları duyarken,
üstümüze gözyaşları yağarken/
kalaydan soğuk bir tas/ yüreğimize düşen karlar
utan aynalardan,
parçaladıklarından/
sarı üçgen sen poligon/
ayakların altında ezilen,
ufak taşlar, büyük düşüncen/
kuleye sıkıştı hayat,
ve tek ulaşamadığın yerde artık ışık/
sakin ol biraz/
toprağın altına diri diri gömdüğün insanca hisler/

Salı, Temmuz 21, 2009

bu bir kaçıştı.
bana geri döndü, çıplak ayaklarım gecenin bir vakti buz kesmiş taşların üstünde. pencereden çıktım bir anda. buna dans etmeliyim dedim parmak ucunda. 'bu bir delilik bu bir delilik' diyor kadın radyodan. nora yanıma geliyor, "dans ediceksen çıplak ayak olmalı", diyorum. etraf karanlık, ben nisan ayı hayalimi gerçekleştiriyorum. kollarım açıkken çizdiğim çemberler sonlandığında mutlu bir yabancı var ortada. müzik bittiğinde bana sarılıyor. güzel fikirdi arkadaş, diyor. oysa hüzünlü bir parçada ayaklarım yanıyor soğuktan. aslında diyorum, aylar önce yapmak istedim. yerlere ancak burda çıplak ayak basıyor insan; uzaktayken. birden aklıma geliyor bilinçaltıma şarap etkisi yapan yunanca müzikler, ispanyol ritimler. karanlık ve kısık bir müzikteyim, karanlık ve kısık.

Perşembe, Temmuz 16, 2009

nerde olduğumu, kim olduğumu bilmiyorum, bilmeyi de beklemiyorum şu noktada doğrusu.
bazı şeylere inancım var, tozların arasından ilerliyorum. kendi farkındalığımda yer ve zaman değişikliğiyle beraber akıla ilaveten deneyselliğin de etkisini hissedebiliyorum. yola çıkıştı bu, taşlı yollardan ilerlemek, kervansaraylardan geçmek. perdeyi açtığımda çimler burda da yeşil, ikilemler, çokgenler burda da mevcut. woody allen daha ben doğmadan 10 sene evvel, çok sonra karşılıklı kuracağımız diyalogları filme çekmiş. ve biz kendimizi, deneyimlerimizi farklı ve özel zannederken aslında o kadar yapay bir şekilde aynıymışız ki. kocaman bir çemberin çevresinde monosiklet yapıyoruz adeta, suratımızda boyalar. büyük bir çember bu, taşlı yollardan ilerlemek, kervansaraylardan geçmek.

bugün diğer günlerden daha ağır bir yükle katılıyor aramıza. resmi "doğum günü" sinyalleri bu. saman yığınına ateş parçası gibi düşüyor sorularıyla beraber. elimizde yalnızca eskilerin çizdiği küf kokan haritalar, ip cambazlığı, ateş yutma tutkusu. kör olup zümrütü camdan ayıramama korkusunu bilir misin diye fısıldıyor rüzgar, sarrafların en büyük kabusu.
oysa hangi yolun cam hangisinin zümrüt oldugunu bilemiyorum ben. daha önemli birşey var belki: yolda olmayı sevmek, yoldakileri sevmek.

Pazartesi, Temmuz 06, 2009

uzaklardan gelen oyuncak sesleri


yol ayaklarımı acıtıyor, ayaklarım acıdıkça gözbebeklerim büyüyor. oyuncak sesleri hayal ediyorum, bilge sözler kitaplardan gökyüzüne uçuşuyor, iplerini gevşek tutuyorum ki kayıp gitsinler elimden. berrak mı yüzdüğün su? süründüğümüz yollardan yeşile mi uyanıyoruz.
en derin sessizliği bağırıyorum toprağa dayayıp dudaklarımı. toprak kabarıyor, korktuğum başıma geliyor. kirleniyor bulutlar ben eve yürüyorum diye düşünürken. o nehire girme diye bağırıyorum, o suya itme kendini. oysa bütün sözcükler sessizliğe sarılı.
aylakların kralıyım ben, bu güneş acıtmaz, bu yolların sonunda dilim dönmeye başlayacak mı diye sorulmaz. parçalara bölecekmisin beni yollarda. başıboş sokaklardan toplamak istemez kimse kendimi.
soğuk canımı acıttığında güneşe yaslanmak isterdim.fakat yalnız başıma uyandığımda çizikler olacaksa sırtımda masalları dinlemeye korkarım. kahraman zamanı çalsa da, çoraplarını kaybetse de. ben büyük değilim, kalbimle sırtım arasındaki mesafe uzak değil.

Pazar, Temmuz 05, 2009

Cumartesi, Temmuz 04, 2009

ayaklarımın altında kocaman bir halı var sanki, oturuyorum çekiştiriyorum, topragı görmek istiyorum. ama imkansız. kalın çimden bir halı. ayaklarım çıplak, etrafsa sadece 360 derece olunca güzelleşiyor, diyaframa sığmıyor. yürüyemiyorsun, kucağımda taşıyorum. içimdeki kıpırtı nefesimi kesiyor. ellerim hareketsiz, etrafa bakıyorum derin bir nefes verebilmek için ruhumdan, içimde hapsolmasın istiyorum. bir cesetin gökyüzünü farkedişi kolay olmamalı fakat ölümü bilmek sınırlarımızı kaldırıyor, özgürleşiyoruz. sen nefesi alıyorsun, hangi kıyıya taşıyorsun.
-oysa tortularını seviyorum, benim kıyıma vuruşunu.
sanki önümüz deniz, varmadan önce son bir kez boğaza sıkışan gemileri izliyoruz.

Perşembe, Temmuz 02, 2009

güneşin altında payımıza düşen bu

ne yazık kendimi de yanıma almışım. deniz hayalleri kurduğum kıştan bu yana değişenler dudaklarımdan uzun sessizlikler olarak dökülüyor...
"olta" düşlerimi ortadan yok etmek durumunda kaldım ilk baskında. balık ağları düğümlendi bileklerime, herşeyi elime yüzüme bulaştırdım.

coğrafyanın ima ettiklerine biraz olsun kulak vermemiz gerekiyordu. vardığımız yeni şehirlerde etraf toprak, toprak, toprak... güneşin altında payımıza düşen bu.