Perşembe, Ocak 31, 2008

başlatma piramitlerinden

geçen, bitmek tükenmez metro merdivenlerinden çıkıp nihayet taksim'e varmıştım. aa o da kim, kızılkayalar önünde greta garbo! saçlarını yandan ayırmış, böyle hafif bir sıkkınlık yüzünde. sormayın, meymenetsiz meymenetsiz etrafa bakıyor. şöyle bi selam vereyim dedim. ıh ıh, trip atıyor. "maiss gretaaa! rögardez moi kuzum" diyiverdim. şöyle bir edayla döndü, yüzündeki tebessümü görmeliydiniz. "bonjour ma petite" dedi, aman eksik kalsın pötisi.

neyse efendim, biz başladık greta'yla yürümeye tünel'e doğru. bir kafede sıcak şarap teklif edip kandırdım kendisini, sonra da "aa burda çorba varmış" muhabbeti yapınca, bir baktım greta garbo'yla karşılıklı oturmuş yayla çorbası içiyoruz. sıkıntılarını anlattı, küçük kardeşinden bahsetti biraz, şahane muhabbet etti. sonra benim prova vaktim gelince, greta'ya veda etmek zorunda kaldım.
gecenin ilerleyen vakitlerinde de kelimenin tam manasıyla şahane bir insanın masasındaki muhabbete dahil oldum, sonra da cok sevgili 8 binalı malikaneme vardım. aman tanrım, oysa kapıdaki görevlilerden başka kimse yoktu. hafif bir kızgınlıkla,
şeyma nerde,dedim. birşeyler geveledi.
ya gretta garbo? o gelmedi mi, dedim.
yok hanımkızım, figen evine gitti dedi.

işte o anda koca malikane benim olmuştu, bilmemkaçbin kişilik malikanede benden başka kimse yoktu. koridorlarında çılgınlar gibi koşmak istedim, sonra pfff onla mı uğraşıcam şimdi yürümek dururken dedim.
gel gör ki o gece uzundu, e bilsem aşçıya söyler bir külbastı yaptırırdım kuzum.
hafif gözlere dolan yaşlar sonrasında "amaaaaan be ne hafif dolduruyorsun, böğürsen kimse duymaz yavrum" şeklinde bir ses duydum arkamdan. mösyö brö, bir elinde viskisi arkamda eflatun kanepede oturuyordu kös kös, fakat o kanepenin odama sığması imkansızdı. işte bendeki şizofreniyi o anda farkettim.
önüme dönüp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım, o kadar büyük bir malikanede ağlamak bile zormuş ya.
gel gör ki inanılmaz bir şeyin icadına vesile oldu. insan böğürünce 3 saniyede geçiyordu herşey. (yalan o yalan,kandırmışlar seni) 1missisipi 2 missisipi 3 missisipi.

biraz uyudum ve sonra fark ettim ki türk karayolları tabelaları dışında her şey benim tarafımda.. karayollarına da rüşveti dayadık mı ohhhh hiçbi sorun kalmaz. değiştiriversinler hatırım için nooolcek! hıh!


(mühim bir) ps. gerçekten şaka bir yana, çok içten bi teşekkür etmem gerek sana. yığınla güzel an, yol heyecanı, böyle bisssürü güzellik yaşadım sayende. minnettarım.

ps2. (tarçın)anla başlıktan, başlatma artık! höt!
ps3.(greta'cığım) atmadığım kadar tik atabilirdim o kağıda dün,sırf sizi üzmemek için adil davrandım, nıh nıh nıh!.


sevgiler,

dance of sad angel

Pazar, Ocak 27, 2008

aaa gündüz

o kadar kötü bir hava var ki iki gündür, sanırım biraz daha devam ederse edgar allen poe tarzında bir hikaye yazmam an meselesi.
ilk defa mantıklı bi saatte kalkmamı öğle yemeği yerine kahvaltı yiyerek şenliklerle, halaylarla kutlamak istiyorum.
zira uyanınca biber dolması görmenin nasıl hissettirdiğini iyi bilen biriyimdir.
fakat bu erken kalkmama katkıda bulunan stüdyo şefinden kameraman arkadaşlara kadar herkese pek de minnettar olduğum söylenemez. ühühühü! (neyse aslında demek istediklerim biraz karışık, çok detaylara girmicem saçma sapan benzetmelerin de luzumu yok)

menemeninizi nasıl alırdınız mösyö brö? a-aa yoksa ben menemem sevmem diyip çirkeflik mi yapacaksınız.
pis fransızlar, bi boktan da anlasalar zaten!


"suşirların evinin çöküşü"

a real masterpiece

The Newsweek

Çarşamba, Ocak 23, 2008

beyaz üstüne pembe puantiyeli koyunlar

geçen istiklal'de tek başıma yürürken birden bordo renkli eski usül bavullara hasta olduğumu farkettim, neden bilmiyorum. aklıma geldi biranda. bu aralar pek rahat uyuduğumu söyleyemeyeceğim mösyö brö, garip rüyalar görüyorum neye yorarsınız kuzum? annem uyuyamayan kızlara olanlarla ilgili korkunç hikayeler anlattı. sdafjdhagj! hep çok merak ederdim hastanelerdeki uyku sorunları bölümünü fakat oraya gidecek son kişi benim sanırım, mis gibi lucid dreaming yapıyorum daha ne olsun ya. cık cık!


aslında ben bordo bavuluma deniz gözlüğümü ve paletimi doldurup denize kıyısı hiç olmayan ve kıtalar her ne kadar yer değiştirse değişsin denize kıyısı asla olmayacak yerlere gitmek istiyorum. özlemediğim yerlere, saçma sapan eşyalarla sadece özlediğim kokulara doğru. sonra da sabah kadar rengarenk desenli koyunları birer birer çitten atlatmak. sıralamayı yazıyorum not al: turuncu, yeşil, beyaz üstüne pembe puantiyeli...


ha buarada bonobo'nun babylon'a geldiğini duyunca pek bi sevindim, jens lekman'i kaçıran bir birey olarak teselli olabilirim gayet. başkaları "avokado soyarken elimi kestim" temalı şarkıya eşlik etsinler ben yokken hıh!
a buarada sanırım solomon adaları'nda yaşadığımdan dolayı yazdığım zamanlar gerçeği yansıtmıyor..

Pazartesi, Ocak 21, 2008

dalgıç kıyafetim var ama kelebeği bulmam zor olabilir

...hele de darwin'in evrim teoreminden sonra. malum artık bütün kelebekler cevreye uyum saglamak icin siyah ve korkuç resident evil'lara dönüştüler. o yüzden sadece dalgıç kıyafetiyle yetinmek zorunluluğunda kalıcaz sanırım mösyö brö. siz entel entel otururken kadife koltuğunuzda ben de size son günlerimi anlatayım sıkılmıcaksanız eğer. gerçi kapı ahanda şurda, beğenmeyen çarpı'ya hışımla tıklar gider.

efendime söyleyeyim, açıkcası çok okyanus kenarı güneşli günler geçirdiğim söylenemez, bilemem sizin memlekette kışlar nasıl geçer ama biz de son günler pek bir güneşliydi. ama ben orda değildim sanırım,evet.

sonra teker teker herkes de ayrılmaya başlayınca böyle yapayalnız derslere gömülü kaldım.
sen istifa edemezsin biz seni kovuyoruz dedi fizik.. ahaha bu komikti gerçekten. belki de fizik bölümü benim vicdanen rahatlamamı sağlamak istiyordu. (sdhsjh pek tabii, işleri güçleri yok çünkü!!)

sonuç olarak gün sayan, kilometre sayan, (seda sayan??? gerçekten çok iğrencim kabul) çok fazla amerikan filmi seyredince milleri sayan ben, o sayılan şeylerin bazen gerçekten hiç de azalmadığını gördüm. 4 8 15 23 46 77 15028594... (lost başlıyormuş, hıhı reklam aldım)



herneyse sayılar aslında azalmayınca benim sinirlerim baya bir bozuldu, sonra birkaç kalp kırgınlığı, ardından gelen 2 kahvaltı. kardeşim biriniz de menemen getirsin, bi poğaçayla gönlü alınacak insan mıyım ben? ama öyleymişim ahaha... sonuç olarak herşey 24 ila 29 saate yakın bir zaman içinde düzeldi. ben de normal bir tatil planına başladım. yapılacaklar listem ve ben. artık cok mesuduz di mi nalan?

böyle işte mösyö brö, daha fazla ayrıntı vermek isterdim ama gerçekten şurda hala gidiş dönüş 890 ediyor diye düşünen bir kişilik duruyor karşınızda,duran bekleyen, isimleri kafasında çoktan bulunmuş parçaları bestelemek isteyen. daha konuşmaya gerek var mı bilmiyorum. siz en iyisi gidin bi lou reed'den perfect day dinleyin, beni hatırlayın, tarçınlı kırmızı şaraplar içeceğiniz dostlar edinin...

Just a perfect day,drink Sangria in the park and then later, when it gets dark, we go home. Just a perfect day...
Just a perfect day,Problems all left alone,Weekenders on our own.It's such fun.

Çarşamba, Ocak 09, 2008

mon trousseau

please please please...


Me and you and Everyone We Know'u izledim demin. ve ne kadar güzel geldi renkler. Arabam olsaydı şuanda camına sanırım ben de "FUCK" yazıp gökyüzüne seyrederek sürerdim.


gökyüzü hala var mı bugünlerde, inan ben bilmiyorum.
sadece bir kapşonlu ceket le bütün bir sabah yürümek istiyorum, belki o zaman
tekrar inanmaya başlayabilirim. pis bir kaşık bana bakıyor.. çok rahatsız edici gerçekten. biri ona bakmamasını söylesin hemen!





vapur sesleri.. bir vapura binip seferler bitip karaya atılana kadar denizi seyretmek eglenceli olurdu. zatüre olurum di mi? evet cok muhtemel.
-peki, biraz kalın giyinsem?
gerçekten biran eglenceli olabileceğine inandım. sigarave bi termos kahve desteğiyle tabii. ben küçükkene uzun yıllar ayaklarımı vapurun dışında otururken demirlere uzatamadım, yetişmedi ahaha! (travma olmuş yalnız)

çok sorgulamamak lazım kışı.( kışlar soğuk, doğal bitki örtüsü yer yer maki ve bozkırdır)

let me let me let me let me...


Katkılarından dolayı The Smiths'e teşekkürü bir borç biliriz.

Çarşamba, Ocak 02, 2008

uyku beslenme alışkanlıkları üzerine

Bu uyku düzeniyle yola devam edersem Kanada'ya taşınmam da yarar var sanırım. Sabah 7'lerde uyumak... ve sonra uyanamamak üstüne kurulu bugünlerde hayatım. Ama kusura bakma hiç taaa oralara gidecek halin de yok, otur oturduğun yerde o vakit. Cep telefonu tuşları oldum ben bugün, yes ve no oldum ben ve hiç eğlenceli değildi. Siz olmayın lütfen.

Beslenme düzenim var benim, muazzam hem de. Sabahın 5'inde elma suyu ve negro'yla akşam yemeğimi yedim Kanada'daki ailemle. Negro'daki doğala özdeş çikolata aroması zihin açar, dimağa iyi gelirmiş çünkü.Elma suyunun yüzdeyüüüz olmasından hiç bahsetmiyorum nisbet yapmamak için.

-Hey uyan artık ne saçmalıyorsun!