skip to main |
skip to sidebar
Bir sistem, ondalık. Rakamlarla bir çok şeyi daha ben yokken tanımlamış insanlık. Virajı alırkenki hızını, pastaya konan un miktarını ve zamanı... Bazen geçmek bilmeyen anların hepsini tanımlayıp, birimlere döküp üstüne herkese belirli yaşlar vermiş. 18,30,45,50...
Bu dönemlerde neler hissetmen gerektiği belit, sana yapıştırılan, algıladığının varsayıldığı duygu ve deneyimler çoktan belirli. Buna göre araştırmalar yapılmış, 7 yaşındakilere öğretilmiş okuma-yazma. Ruhlar prototipleştirilmiş, algı öngörülmüş. Zaman ve onun getirdiği yaş. Oysa tamamen kişisel olmasına rağmen fazlasıyla evrenselleştirilmişler. Varmak'tan ziyade yola çıkmanın güzelliğini unutmuş tabanlarımız...
Yarattığımız zaman kavramı olmasa baştan başlayabilme imkanları belki daha olağan durabilirdi. Kendimi akışa bırakabilmeyi öğrenmem belki gerekli olan. Hem deniz ırmağa hayır der mi hiç?
endişeleniyorum.sıkı bir şekilde sürdürülen ötekileştirilme çabaları, elimizde ne var: prototipler, ön yargılar...kurduğumuz cümlelerdeki sözcükler ve aslında bilmediğimiz esas anlamları. küçük bir piyon ve ona dayatılan o eleştirel sözcükler, kocaman bir tiyatro salonu. farkındalık bir noktada beyaz deli gömleklerine giden yoldur. endişeleniyorum, kutlayalım. nihayet endişelenmeye başladım.
- çok kötü hissediyorum kendimi, çok kötü...
- geçer joe. şey gibi düşün
kitap okurken
karakter bokun içine battığında
20-30 sayfa sonra
olaylar değişiyor
keşke uyku izni olsaydı bugünlerde, uyusam uyansam ve dediğin gibi 20-30 sayfa geçseydi hayatımdan.
o zaman sadece içimden söyleyebilirim ben "her şey düzelecek, her şey düzelecek..."
ama huzur bugünlerden ne kadar da uzakta. romanın içinde karakter değil de slyvia ya da tezer olma ihtimalinden çekiniyor insan. arka bahçem vardı eskiden, yastığımın yanında benle uyuyan bir kitabım, temiz bardaklar, aydınlık hayallerim. şimdi elimdeki tek avuntum bana içten gözlerle "geçer bugünler" diyen sayılı dost.
geçemiyorum çimleri,demir kapıları, kitaplardaki kelimeler bile hikayeyi anlatmıyor artık. hani her yer aydınlanırdı açınca gönlünü.
ne kadar da güzel dibe vurdum. üşüyorum, nisanın ortasında ellerim yüzümü kapıyor, titriyorum.
mart geçti içimizden. sabahın 4ü ve odada çalan müzik beni öldürüyor. hadi anlat, dedin. belki bininci kere, yine aynı sabırla. boşver dedim, "şarkıyı dinleyelim, mart demin bitti."
güneşi gördük ya, yalınayak basalım yerlere istiyorum. ama öyle bir yer değil yaşadığımız şehrin sokakları. olmayan renkli binalar arasında kaybolamam. kadınlar dans edemiyor bu sokaklarda.
bu bir delilik. paçamızı kurtaramıyoruz kendimizden. bugün sadece sizi dinlemek istiyorum, belki artık sadece dinlemek istiyorum.