Perşembe, Temmuz 16, 2009

nerde olduğumu, kim olduğumu bilmiyorum, bilmeyi de beklemiyorum şu noktada doğrusu.
bazı şeylere inancım var, tozların arasından ilerliyorum. kendi farkındalığımda yer ve zaman değişikliğiyle beraber akıla ilaveten deneyselliğin de etkisini hissedebiliyorum. yola çıkıştı bu, taşlı yollardan ilerlemek, kervansaraylardan geçmek. perdeyi açtığımda çimler burda da yeşil, ikilemler, çokgenler burda da mevcut. woody allen daha ben doğmadan 10 sene evvel, çok sonra karşılıklı kuracağımız diyalogları filme çekmiş. ve biz kendimizi, deneyimlerimizi farklı ve özel zannederken aslında o kadar yapay bir şekilde aynıymışız ki. kocaman bir çemberin çevresinde monosiklet yapıyoruz adeta, suratımızda boyalar. büyük bir çember bu, taşlı yollardan ilerlemek, kervansaraylardan geçmek.

bugün diğer günlerden daha ağır bir yükle katılıyor aramıza. resmi "doğum günü" sinyalleri bu. saman yığınına ateş parçası gibi düşüyor sorularıyla beraber. elimizde yalnızca eskilerin çizdiği küf kokan haritalar, ip cambazlığı, ateş yutma tutkusu. kör olup zümrütü camdan ayıramama korkusunu bilir misin diye fısıldıyor rüzgar, sarrafların en büyük kabusu.
oysa hangi yolun cam hangisinin zümrüt oldugunu bilemiyorum ben. daha önemli birşey var belki: yolda olmayı sevmek, yoldakileri sevmek.