Cumartesi, Şubat 21, 2009

başını yasladın göğsüme, şubat ayıydı soğuktu masaldaki ülke. üstün kalındı belki, belki de tek derdin üşümekti. kocaman bir nehir, önüne biriktirdiği ıslak taşlarıyla yol verdi sana. yürüdün yavaş yavaş tepeye çıkana kadar. güzeldi dünya aslında. deniz kokusu, martı sesi, rakı tadı özleyene kadar seyrettik yan yana, altımızda toprak, önümüze serilmiş bir huzur. derinleşti nefesin, "deniz mavi mi yeşil mi" dedim, cevap vermedin. gözden kaçırmıştım, hızlı bir ulaşım aracıyla çoktan o tepedeydin sen, düşlerimi anlatmama ihtiyacın yoktu, artık burda kapalı orda açıktı gözlerin. hayallerini düşündüm, istiklal'deki yaşlı teyzeni... ben uyumaya kıyamadım kum tanelerini avuclarımda tutmak için. geceyi izledim, kum taneleri tükenince de gidişini.
yemyeşil bir deniz vardı vapurun altında, hayallerimdeki çimenlerin yeşilindendi. karanlık bir istanbul silüetine doğru yüzüyorduk üstümüzde garip bir ışıkla.
sense saçını, kokunu hediye etmiştin. açtım gönlümü, şimdi belki her yer aydınlanır...