Pazartesi, Ağustos 04, 2008

then i ask her how is reykjavik..

dikkatli bakıldıgında cok karanlık bir gece, hicbir ışık yok çok uzaklarda sola dönen farlar dışında. bu hoşuma gidiyor aslında. belki 1328. nolu denek için daha çok düşünebilme fırsatı tanınması gibi. "bakalım şimdi labirentten küçük peynire ulaşabilecek mi!". oysa ben özellikle yol almadım. "2 sol bi 3 sağ " diye tüyo verdi mösyö brö.
- a a hayırdır, bakıyorum artık kopya veriyorsunuz bana mösyö, demek istedim. belki benim de bir çift kırmızı boks eldivenim olsaydı esaslı bir sol kroşe patlatabilirdim ukala tavırlarına. ama yoktu işte. o yüzden ilerlemeden karanlığa bakmaya devam ettim. elim telefona gitti yine. gezegenler arası bağlantı çok yazar mı diye düşündüm, belki de o yüzden fatura belirsiz bir şekilde çok geliyordu. birkaç sözcük düştü yere. madem öyle dedim ve itinayla dizdim hepsini. sonra sen dinledin hikayemi ve benim elmam da senin olsun dedim. sabır, belki sokakta birinin japonca dövmesi, belki de sadece tibetlilere özgü bir erdemdi. bende yoktu. olması gerekiyor muydu mösyö, dedim. o bile sustu. o bile sustu. ben ruhumun üçte birini bu gezegende kalanını da senin yanına bıraksam annemle kızkardeşimin yaşları toplamı üzüntümün 2 katı olur mu? yoksa kızkardeşim olmadığı için dolmayan bir havuzda boğulacak mıyım?