Bazı karşılaşmalar vardır, 'télécommunication' parmağı olmadan gerçekleşmesi gerekir. Uzun süre geçebilir, ne zaman olacağını bilmez ve hatta beklediğinizi bile bilmeyebilirsiniz... Zaman, sanki tik-taklar var ama en güzellerinin rakamları oldukça saydam. Görünür olanlar hep bayram ve resmi tatiller, önümüzdeki günlerde şehirde izlenebilecek konserler ya da belki Jülyen takvimindeki doğum günlerimiz...
Bugün otobüste yıllardır görmediğim birine rastladım ; hayatımın kırılma noktalarından birine sigara yakan bir fotoğrafını koymuş biriydi. Sessizlikle geçen uzun bir süreden sonra herkes değişen saçlara, yüze eklenen çizgilere alıştı. Zihnimin sadece hatırlamak istediklerinden oluşan bir surat, yeni kalemlerle tekrar gerçekliğe dönmek zorunda kaldı. Bense şaşkınlıkla inceledim unuttuğum bir yüzü. (geçen yıllar) / (benim hayatım) x (100) = oldukça yüksek bir yüzdelik dilimdi ve herkes pek değişmişti. Peki, değişmeyenlere odaklandık. Gözün bitiş çizgisini, gülerken yana doğru kısılmasını, arada sivrilen diş şekillerini, gizli yüz tüylerini. Unuttuğum detaylardı hepsi, ama dur! Bir terslik vardı sanki. Bu detaylar yıllar içerisinde tanıştığım başka iki kişinin detaylarıyla aynıydı. İlginç bir farkındalık, peki hanginiz dört yaşımdayken bana bakan kadının kokusuna sahip ya da anneannemin arkadaşının hatırlamadığım yeşil gözleriyle bakıyor. Belki de yarın birden kanımın kaynayacağı kişi eskiden sevip unuttuğum birinin kahkahası sahip...
Merhaba, ben bugün “seni sanki yıllardır tanıyor gibiyim” cümlesinin perde arkadasında dolaşan kızım. Nasılsınız?