bir günde iki tane yazı yazmak adetim değildir bilirsin mösyö brö. ama gel görki çok kalabalık bi haftaydı, çok kalabalıktı.
sanki yeni birşeye başlamadan önce toparlanması gereken bir yığın sey birikmiş gibiydi masaya, kafa karışıklığı, hangi rafa dizeceğini bilemediğin kitaplar gibiydik..
gururumu bıraktım bir köşeye, hiçbir şeyi inkar edemedim, ne sözleri, ne zayıflıkları.. durdum ve geriye baktım sonra. temizlemem gereken kalp kırıklıklarımın sebeplerini düşündüm. masallar anlatıp uyutmuşum kendimi, sshhh sakin ol diye fısıldadım kulağıma sonra. kimsenin suçu değil, düşmesi gereken elmalar dalda kaldılar sadece.
aynalar kırıldı, kalbime başka bir çizgi eklendi. sonra çözümü buldu, teker teker yazdı, çizdi bozdu. herşeyi döktü dışarı. misket seçer gibi teker teker seçip koydu tekrar kalbine. sus artık, herşeye tekrar başlıyoruz. yeni birşeylere, sıfırdan.
ve bugün. haftanın son günüydü ve kimse bilmese de bir dönemin son günüydü. çok güzel geçti bu yüzden. çok yakın bir arkadaşımla buluşup cihangir'in sokaklarında ellerimizde bir restoranttan ödünç aldığımız bardaklarla dolaşıp, önce kendimize yaşadığımız yerin güzelliğini gözlerimizin önüne serebilecek bir yer seçtik. sonra tabağa nefis peynirleri dizip müziği açıp, içtik ve içtik.. sonra güzel bir muhabbet, sonra kimi zaman herkesin kendi hayatını istanbul'a bakıp düşündüğü güzel sessizlikler. son bir toparlama, son bir taslağı gözden geçiriş, hani dönem kapatıyoruz ya, belki bir patrona vermeden önce son bir kez projenin sayfalarını çevirmek gibi..
gece ordan kalkıp yeni dönemimde olacak şahane insanları sahnede seyretmemle bitti. şimdi kafamda bir yığın güzel plan ve kalbimde yerlerine yerleştirilmiş insanlar... ve yarın millerce uzaktan gelen aileme hazırlanacak kahvaltının düşüncesi.
hepinize teşekkür ederim, bu hafta bana 6 kurluk hayat deneyimi verdiniz. oysa 4 kur alana 2'si bedava sanıyordum, neden kandırdınız beni kuzum!